Dediğim gibi sana anlatmak istediğim şeyler var. Oflayıp puflama hemen önce bir dinle sonra yine oflarsın. Bana ilk güldüğün günü hatırlıyor musun? Hani şu dünyanın dönmeyi unuttuğu gün, güneşin bulutların arkasından çıkıp yeryüzünü kucakladığı, evsizlerin ve sokak çocuklarının soğuktan kurtulup sıcağa kavuştuğu gün. Hani baharın geldiği gün kışın ortasında, mutluluğun insanlığa hakim olduğu, en ağır dertlere derman bulunduğu, insanoğlunun büyük hastalıklarla savaşıp kazandığı ve zalimi yendiğimiz günü.
Çocukların güldüğü, çocukların yaşadığı, çocukların ölmediği günü...
Ya gittiğin gün ve sonrasını?
İstanbulun küçük bir kız çocuğu gibi ağladığı günü. Hani şimşekler çaktı bir çocuğun hayallerine, sis kapladı her tarafı, güneş saklandı bulutların arkasına, soğuk ve karanlık baş gösterdi şehrin sokaklarında, savaşlar çıktı dünyanın dört bir yanında.
Hadi beni düşünmüyorsun, ya dünya?
Emperyalist güçler sömürdü mazlum halkların emeklerini, soldu dünyanın tüm güzel çiçekleri ve çirkinleri. Hayallerdeki gök kuşağı karardı senden sonra, parlaklığı kalmadı kutup yıldızının bile, özgürlük ulaşılması imkansız bir ütopya artık.
Ya insanlar?
Neşet Ertaş öldü mesela, bu konudan pek bahsetmek istemiyorum aslında, üzülüyorum. Vicdan kayboldu sonra, Leyla ile mecnun bitti, İsmail abi gitti ve o gemi hiç bir zaman gelmedi, gelmiyor. Baharın yerini bitmek tükenmek bilmez bir kış mevsimi aldı. Gündüzlere kuş sesleri değil kabuslar ortak, kahvaltıların bir anlamı kalmadı.
Ve yalnızlar,
Onlar
Hala yalnızlar...
Sen gittin dünya derin bir yasa büründü karanlığın tam ortasında.
Her şeyi bi yana bırak ya çocuklar?
Çocuk öldü, çocuklar öldürüldü, çocuklar ölüyor hala...
Benim için değil inan ki dünya için, insanlık için, çocuklar için
Dön ne olur...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder