I.
Gökyüzü edindim bugün kendime Birsen eşliğinde. Hep kıskandığım uçuşu izleyeceğim, onun cıvıltılarına merhaba diyeceğim kapanan ve açılan ilk ışıklarla. Ve daha ilk sigara bitmeye yaklaşırken hatra geliyor gökyüzüm. Sesin çınlasın sabahımda bugün. Kuş misali, huzur misali. Gökyüzünü yer edinmek, yorulmadan rüzgarla kapışmak. Uğur olmak hem insana umut olmak günü bugün. Uğurum olur musun yanıma gelen güzel kuş? Bir de zarf getir bana onun diyarlarından, biraz sesini koy içine, biraz nefesini. Dişi kuş olurum ben burada, bi ses bi nefes yeter zaten daha ne isterim?
Bahar gelmişti o zamanlar. O bahar, o yeşil evhamda sustu benim cıvıltım, nefesimi kestiler. Sonra ben diyim bağrımı yakmalık siz deyin sine vurmalık kuş olamamak, gidememek yani. Umut olamamak bahara, gün olamamak.
II.
Güneşe selam veren değil güneşi karşılayanız. Aslında bön bön bakıp iç geçireniz de hadi kibarlaştıralım kendimizi. Kaçacak, nefesin özünü alacak neresi var bizim için düşünsenize. Aldın başını gittin de nereye be gülüm gittiğin yerde hava farklı mı? Hüznün aynı hüzün, aynı yeryüzü aynı bina yığını. Bir gökyüzümüz yok ki içimizdekinden başka. Hayalimiz dışında baharımız mı var bizim?
Sonra gözünü açarsın kış gelmiş. Kuşlar nefes olmaya devam ediyor, umut olmaya da. Yine tüm mütevaziliğiyle pencere önünde bize bakıp kesinlikle bize ait olmadığını, bize ait olmayan yanlarından anlatıp gidiyor özgürlüğe. Anladık. Sözlerimizden çoklar. Çok uyumuş, çok rüyasız ve çok özlemiş sabahların kıymetsizliği, gitti umut.
Fazla olan yüktür tabi neyine umut bağlarsın, bilinir ya bu. Zakkum ağacından üzüm bekleme, demiş zat. Şimdi dökülsün aslı. “Kuşları ihmal ettim.” dediğinizde güz çoktan gelmişti, kış falan değildi o rüzgar, yaz akşamı da. Baharı ise hiç kimse kaybetmemişti. İlk yağmur eğilmişti sabaha bereketiyle. Ama siz gecikince kuşlar gitmeyi unutmuyor ki. Selam ola hiç geç kalmayan güvercin gerdanına.
Gökyüzü edindim bugün kendime Birsen eşliğinde. Hep kıskandığım uçuşu izleyeceğim, onun cıvıltılarına merhaba diyeceğim kapanan ve açılan ilk ışıklarla. Ve daha ilk sigara bitmeye yaklaşırken hatra geliyor gökyüzüm. Sesin çınlasın sabahımda bugün. Kuş misali, huzur misali. Gökyüzünü yer edinmek, yorulmadan rüzgarla kapışmak. Uğur olmak hem insana umut olmak günü bugün. Uğurum olur musun yanıma gelen güzel kuş? Bir de zarf getir bana onun diyarlarından, biraz sesini koy içine, biraz nefesini. Dişi kuş olurum ben burada, bi ses bi nefes yeter zaten daha ne isterim?
Bahar gelmişti o zamanlar. O bahar, o yeşil evhamda sustu benim cıvıltım, nefesimi kestiler. Sonra ben diyim bağrımı yakmalık siz deyin sine vurmalık kuş olamamak, gidememek yani. Umut olamamak bahara, gün olamamak.
II.
Güneşe selam veren değil güneşi karşılayanız. Aslında bön bön bakıp iç geçireniz de hadi kibarlaştıralım kendimizi. Kaçacak, nefesin özünü alacak neresi var bizim için düşünsenize. Aldın başını gittin de nereye be gülüm gittiğin yerde hava farklı mı? Hüznün aynı hüzün, aynı yeryüzü aynı bina yığını. Bir gökyüzümüz yok ki içimizdekinden başka. Hayalimiz dışında baharımız mı var bizim?
Sonra gözünü açarsın kış gelmiş. Kuşlar nefes olmaya devam ediyor, umut olmaya da. Yine tüm mütevaziliğiyle pencere önünde bize bakıp kesinlikle bize ait olmadığını, bize ait olmayan yanlarından anlatıp gidiyor özgürlüğe. Anladık. Sözlerimizden çoklar. Çok uyumuş, çok rüyasız ve çok özlemiş sabahların kıymetsizliği, gitti umut.
Fazla olan yüktür tabi neyine umut bağlarsın, bilinir ya bu. Zakkum ağacından üzüm bekleme, demiş zat. Şimdi dökülsün aslı. “Kuşları ihmal ettim.” dediğinizde güz çoktan gelmişti, kış falan değildi o rüzgar, yaz akşamı da. Baharı ise hiç kimse kaybetmemişti. İlk yağmur eğilmişti sabaha bereketiyle. Ama siz gecikince kuşlar gitmeyi unutmuyor ki. Selam ola hiç geç kalmayan güvercin gerdanına.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder