İlk aşık olduğumda küçüktüm. Ne kadar? Sevdiğim kızın saçını çekip kaçtığım dönemler. O kadar işte. Neden yapıyodum bilmiyorum ama saçını çekip kaçınca peşimden koşuyodulan. Belki koşma sebebi farklı ama olsun. Koşuyor mu? Koşuyor. Peşimden mi? Peşimden. Bitti. Ondan sonra kimse peşimden koşmadı zaten. Neyse şimdi konu bu değil. Nilay sadık abinin küçük kızıydı. Tabi küçük derken, benle yaşıt yani. Bende küçüğüm çünkü. Klasik altın sarısı saçları, deniz mavisi gözleri, bir de abisi vardı. Abisi ali, silik mi silik, ezik mi ezik bir ruh hastasıydı, bir de benim en iyi arkadaşlarımdandı. Hayır dostlar çıkar ilişkisi değil. Kaç yaşındayım ki o zaman ne çıkar ilişkisi mına koyim, nerden biliyim çıkar ilişkisini. Tabi nilayla aramızda sadece saç çekip kaçmak yoktu. Bana gerizekalı derdi mesela. Gerizekalı olmak hiç bu kadar güzel olmamıştı. Adeta gerizekalı olarak büyümek istiyodum. Bende ona sensin o derdim. Aşk her yaşta başka oluyor tabi. Sonra yaşımızın da bize verdiği yetkiye dayanarak saklambaç oynardık. Hep ali yumardı. Ali yumar bizde saklanırdık. Saklanıp akşama kadar çıkmazdık. Çıkmayı istemezdik. Bak işte pissin, nerde pis bir düşünce aklın orada, kaç yaşındayım olum o zaman. Pis.
Sadık abi yılların eskitemediği haşin delikanlıydı. Erzurum soğuğu kadar sert görünümlü, ama kalbi beyaz bir sayfa kadar temiz bir insandı. Hiç değilse biz öyle bilirdik. Ne yapmış, ne etmiş hayatını yoluna koymuştu. Harika bir eşi, iyi bir işi ve biri pırlanta gibi iki çocuğu vardı. Ali benim iyi arkadaşım tamam da onu pırlanta gibi görmüyorum, arkadaşım gibi görüyorum. Her neyse sadık abi mutlu tabi her şey on numara, keyifler yerinde giderken bunu işten atıyolar. Geç bile kalıyorlar. Var mı birader öyle bir dünya? Her şey yolunda gidecek, harika ailen olucak, mutlu olucaksın, oldu olucak bir de paran olsun.
Kovulduktan sonra haliyle sadığı alıyor bir hüzün. Sadık dertli, sadık mutsuz, sadık intikam istiyor. Alamıyor tabi intikam falan. Her akşam bir büyüğü tek başına devirip eve gidiyor. Bir büyük, bir büyük ve bir büyük daha... içindeki orospu çocuğu o zaman ortaya çıkıyor işte. Önce küçük tartışmalar başlıyor karısıyla arasında sonra büyüyor tabi bunlar, çaresiz ve intikam isteyen her adam gibi şiddete baş vuruyor, sadık alıyor eline sopayı yer misin, yemez misin sabahtan akşama kadar dövüyor kadını. Nihayetinde iyice tozutuyor bu çocuklarına el kaldırıyor. Kadın saplıyor bıçağı sadık ibnesinin(artık abi yok!) karnına, alinin gözleri önünde.
Nilayı sokakta buluyorum, bir başına hıçkıra hıçkıra ağlıyor. O anda büyük bir sorumluluk hissediyorum. Bir şey yapmam lazımlan, bir şeyler yapmam lazım. Hiçbir şey yapamıyorum başlıyorum bende ağlamaya. Hem ne yapabilirim ki. Kaç yaşındayım daha. Sonunda sadık mezara, anne hapise, alide tımarhaneye gidiyor. Nilayıda akrabaları alıp götürüyolar. İlk kez kaybediyorum işte, ilk kez kaybediyorum sevdiğim birini. Ya nilay? O tüm dünyasını kaybetmışken ben hala kendimimi düşünüyordum? Bu kadar mı bencildim? Ne bileyimlan ben. Kaç... Sahi kaç yaşındaydım ki daha?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder